<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>iktibas</title>
	<atom:link href="http://calintilar.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://calintilar.wordpress.com</link>
	<description>kayda deger (ç)alıntılar</description>
	<lastBuildDate>Fri, 19 Feb 2010 20:36:39 +0000</lastBuildDate>
	<language></language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='calintilar.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://1.gravatar.com/blavatar/10b5e74d3c55cd46678ebcaaef1b39c7?s=96&#038;d=http%3A%2F%2Fs2.wp.com%2Fi%2Fbuttonw-com.png</url>
		<title>iktibas</title>
		<link>http://calintilar.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://calintilar.wordpress.com/osd.xml" title="iktibas" />
	<atom:link rel='hub' href='http://calintilar.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Aynalı Dede [Filibeli Ahmed Hilmi]</title>
		<link>http://calintilar.wordpress.com/2010/02/19/aynali-dede-filibeli-ahmed-hilmi/</link>
		<comments>http://calintilar.wordpress.com/2010/02/19/aynali-dede-filibeli-ahmed-hilmi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2010 20:36:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[A’mak-ı Hayâl]]></category>
		<category><![CDATA[Filibeli Ahmed Hilmi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://calintilar.wordpress.com/?p=188</guid>
		<description><![CDATA[[…] Ellili yaşlarında görünen biri konuşuyor, daha genç olan dinliyor, bazen soru soruyordu. Konuşmalarından, önce deli olduklarına hükmettim. Gerçekten deliydiler. Ama delilerin meczup denilen türlerinden. İşin tuhaf tarafı, bu iki pejmurdenin delice konuştukları konular, beni oldum olası meşgul eden şeylerdi. Yaşlı olan genç deliye (gerçekte yalnız Allah’ın varlığının mevcut olduğundan bahisle/S.) şöyle diyordu: […] Zaten [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=188&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">[…] Ellili yaşlarında görünen biri konuşuyor, daha genç olan dinliyor, bazen soru soruyordu. Konuşmalarından, önce deli olduklarına hükmettim. Gerçekten deliydiler. Ama delilerin meczup denilen türlerinden. İşin tuhaf tarafı, bu iki pejmurdenin delice konuştukları konular, beni oldum olası meşgul eden şeylerdi. Yaşlı olan genç deliye (gerçekte yalnız Allah’ın varlığının mevcut olduğundan bahisle/S.) şöyle diyordu:</p>
<p style="text-align:justify;">[…] <em>Zaten hiç ile hep, birin ta kendisi, bir şeydirler! Ama cahil kalabalıklar bir şeyi iki farklı adla anıyorlar!…”</em></p>
<p style="text-align:justify;">Diğer konularda benzer şeylerdi. İyice şaşırmıştım. İster istemez söze karıştım; <em>“Tuhaf! Varla yok hiç bir olur mu? Örneğin ben şimdi varım, yarın yok olacağım. Bu ikisi arasında fark yok mu?”</em> dedim. Deli başını çevirdi. Kahkayı bastı :</p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Vay! Sen varsın ha?! Acaba var mısın?”</em></p>
<p style="text-align:justify;">Bu önemli soruyu kendi kendime çok sormuştum. Bu soru yüzeysel bir bakışla anlamsız hatta alay konusu olarak görülebilir. Ama öyle değildir. Eğer varsam, neden yok olacağım? Yok olmayacaksam, ruhum baki mi kalacak? [..] Ve daha cevabını bulamadığım bir çok soru. Deli ekledi:<img title="Daha fazla..." src="http://harcialem.wordpress.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /><span id="more-188"></span></p>
<p style="text-align:justify;"><em>&#8220;Ama ben varım. Çünkü hiçim ve yokum. Vücudum mutlaktır. Yok olma sınırlıdır. Mutlak olan vücuttur. Mevcuttur.”</em></p>
<p style="text-align:justify;">Bundan sonra sustu. Hiçbir soruma cevap alamadım. Sonunda ısrarlı sorularımdan rahatsız oldu. Arkadaşına :</p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Haydi gidelim, bu hayvan bizi zevkimizden alıkoydu.”</em> dedi.</p>
<p style="text-align:justify;">Kalkıp gittiler. Ne tuhaf! Perişan görünümlü bir deli, mükemmel tahsil görmüş bir insana hayvan diyebiliyordu!</p>
<p style="text-align:justify;">[Daha sonra Raci bu düşüncelerle daha da tuhaflaşır. Sürekli aynı soruları kendine sormakta aklen delinin ne demek istediğini bir türlü anlayamamaktadır. Piknikten sonraki ikinci günde kahvehane yolunda, her zaman geçtiği bir mezarlığın önünden geçerken, mezarlığın kapısının açık olduğunu görür. Mezarlığın içinde bir kulübe vardır. Terk edilmiş sandığı kulübenin kapısını açtığında içeriden eski püskü elbiseler giymiş birisi çıkar.</p>
<p style="text-align:justify;">Elli yaşlarında olduğunu tahmin ettiği adamın başında yeşil bir takke vardır ki kırk elli ayna parçası yapıştılarak süslenmiştir. Birçok kumaş parçaları yamanarak yapılmış ve gökkuşağını andıran yırtık cübbesine de ayna teneke türünden şeyler dikilmiş, yapıştırılmıştır. Bu görüntüye gülmemek ele değildir. Ama bakışlarında o kadar hoş bir yumuşaklık ve alçak gönüllülük, çehresinde o kadar hüzünlü bir donukluk vardır ki Raci gülmediği gibi kendisine doğru bir adım atar./S]</p>
<p style="text-align:justify;">[Aynalı Dede] Kıyafetiyle tam bir tezat oluşturan bir ciddiyet içinde yavaş ve ahenkli bir sesle:</p>
<p style="text-align:justify;">-<em>”Safa geldiniz nurum, buyrunuz”</em> dedi ve kulubesinden çıkardığı bir hasır parçasını yere serdi. Oturdum. Sırtımı kulübeye dayamıştım. Ön tarafımızda on beş kadar iri taşlı ve güzel sülüs yazılı mezarlar, sağ ve sol yanımızda sık dikilmiş ağaçlar bulunuyordu. Kulübenin sahibi bir kere daha içeri girdi, mangal işini gören bir çömlek getirdi. Bir daha girdi, eski bir cezve, iki fincan, bir ibrik, bir tütün tabakası, birkaç teneke kutu çıkardı. Kuru ot ve çerçöple yaktığı ateşe cezveyi sürdü. Tekrar:</p>
<p style="text-align:justify;">“<em>Safa geldiniz nurum! Nasılsınız, iyi misiniz?”</em> dedi.</p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Allah’a hamdolsun”</em> dedim.</p>
<p style="text-align:justify;">Adamın ciddiyetiyle kıyafeti arasındaki arasındaki tezat beni şaşırtmıştı. Tekrar söze başlayarak:</p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Adınız nedir?”</em> dedi.</p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Ahmet Raci.”</em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Ahmet Raci mi?</em> -gülerek- “<em>Beşeriyetin adını ellerinden almışsın nurum! İnsan türü o kadar çaresiz, zayıf ve muhtaçtır ki hayatını ricayla sürdürür. Raci demek, insan demektir.”</em> dedi. Bu mükemmel sözler üzerine şaşkınlığım bir kat daha arttı. Merakla sordum:</p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Sizin adınız nedir?”</em></p>
<p style="text-align:justify;">“<em>Benim adım çoktur, her yerde bir ad ve lakapla anılırım. Burada üzerimdeki aynalardan dolayı “Aynalı Dede” namıyla tanınırım. Ama istersen Adem Baba de.”</em></p>
<p style="text-align:justify;">Bir süre düşündükten sonra kendimi daha fazla tutamayarak şöyle dedim:</p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Azizim, kemal sahibi bir kimse olduğunuz ortada. Böyleyken kemalinizi bu garip kıyafetin altında gizlemenizin nedenini anlayamıyorum.”</em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Cevabı çok basitir.”</em> -Kahveyi pişirip fincanımı doldurduktan sonra konuşmasını sürdürdü-:</p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Herkes süse meraklıdır. Birçoğu büyük paralar harcayarak türlü türlü elbiseler diktirir. Ben de bu tür elbiseden hoşlanırım.”</em></p>
<p style="text-align:justify;">Aldığım cevap, akla uygun değildi. Kafamda tarttığımda akılcı olmadığını görerek kendi düşüncemi söyledim. Bana şu cevabı verdi:</p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Açıklamamı akılcı bulmuyorsunuz. Halbuki bence akla uygundur. Elli yaşında bir adamın tanesini on, bazen yirmi kuruşa alıp boynuna taktığı ve adına boyun bağı dediği bir yuları akla uygun gördüğünüz halde külahıma taktığım ayna parçaları neden akla uygun olmasın? Tut ki her ikisi de insan münasebetsizliğini, deliliğini göstersin! Bu durumda bile benim deliliğim daha akla uygun ve daha mantıklıdır”</em></p>
<p style="text-align:justify;">Birdenbire aklıma daha parlak bir fikir geldi. Deli kılığına girmiş bir bilge olma ihtimali bulunan Aynalı Dede ile ciddi konular hakkında konuşmak isteyerek:</p>
<p style="text-align:justify;"><em>“Sultanım, siz bu viranede gömülü bir hazinesiniz, bense bilgeliği arayan avareyim. Sizden yararlanmama izin verir misiniz? Lütfen elinizi verin, öpmek istiyorum.”</em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>“El öpmek?!”</em> -şaşırarak-: <em>“Niçin? İstersen konuşalım. Ama sözden ne çıkar! Şimdiye kadar kimbilir kaç hayvan yükü kitap okudun, ne anladın? Hiç değil mi? İnsanların bilgileri nedir? Arzularını gidermek ve zanatlarını geliştirmek için edindikleri birşeydir. Peki Hakk ve hakikate ilişkin ne bilirler? Hiç! Akli denklemlerle Hakk’ın varlığını bulmak mümkündür. Ama bilmek, anlamak mümkün mü? Ne konuşalım! Harf dizisiyle bilgeliğin aslına ulaşılabilir mi?”</em></p>
<p style="text-align:justify;">&#8212;</p>
<p style="text-align:justify;">A’mak-ı Hayâl – Filibeli Ahmet Hilmi &#8211; S.17-25-31</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/calintilar.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/calintilar.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/calintilar.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/calintilar.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/calintilar.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/calintilar.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/calintilar.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/calintilar.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/calintilar.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/calintilar.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/calintilar.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/calintilar.wordpress.com/188/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/calintilar.wordpress.com/188/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/calintilar.wordpress.com/188/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=188&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://calintilar.wordpress.com/2010/02/19/aynali-dede-filibeli-ahmed-hilmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/7c90213075d4f1af1fec557b16aff6fa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">harcialem</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://harcialem.wordpress.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" medium="image">
			<media:title type="html">Daha fazla...</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kalabalıklar [Dücane Cündioğlu]</title>
		<link>http://calintilar.wordpress.com/2010/02/15/kalabaliklar-ducane-cundioglu/</link>
		<comments>http://calintilar.wordpress.com/2010/02/15/kalabaliklar-ducane-cundioglu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 18:13:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Dücane Cündioğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://calintilar.wordpress.com/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[[...] Soru sahibi olmak, bizâtihi sorun sahibi olmak değildir. Çünkü sorularımız sanıldığının aksine sorunlarımız hakkında değildir. Sorunlarımız olmasa da, sorunlar bizim olmasa da sorularımız olmalı, bizim sorularımız olmalı. Ya cevaplar? Cevapları yazmak, söylemek zorundayız ki kendi sorunları olmak bir yana, bizâtihi kendi soruları dahî olmayanların şânındandır. Çokluk insanlar cevap sahibi olmayı isterler ve bu nedenle [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=184&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">[...] Soru sahibi olmak, bizâtihi sorun sahibi olmak değildir. Çünkü sorularımız sanıldığının aksine sorunlarımız hakkında değildir. Sorunlarımız olmasa da, sorunlar bizim olmasa da sorularımız olmalı, bizim sorularımız olmalı.</p>
<p style="text-align:justify;">Ya cevaplar?</p>
<p style="text-align:justify;">Cevapları yazmak, söylemek zorundayız ki kendi sorunları olmak bir yana, bizâtihi kendi soruları dahî olmayanların şânındandır. Çokluk insanlar cevap sahibi olmayı isterler ve bu nedenle hazır cevapların satılageldiği dükkanlardan onları almakta pek ziyade tehâlük gösterirler. Cevap sahibi olmak kabul etmeliyiz ki insana güç verir, ona cevabını bildiği sorunlar hakkında konuşmak imkânı sağlar, böylece sahte soru(n)larla dolu zihinler nezdinde kendisinin iknâ ediciliğini artırır; bu nedenle soru sahibi olmak yerine, cevap sahibi olmayı tercih edenlerin sayısı çoktur. Oysa sorunlarımız olmasa da, sorunlar bizim olmasa da sorularımız olmalı, bizim sorularımız olmalı. Bu yüzden de cevap sahiplerinin değil, soru sahiplerinin adları bulunmalı defterimizde.<span id="more-184"></span></p>
<p style="text-align:justify;">Kalabalıkların defteri olmaz. Kalabalıklar defter tutmaz. Kalabalıklar arasokaklara sığmazlar, bu nedenle kalabalıklar arasokaklarda dolaşmayı sevmezler. Onlar anacaddelere aittir. Anacaddeleri bellemek gerekmez, dolayısıyla kalabalıkları salt dolaştırmak yeterlidir anacaddelerde. Yanıp yanıp sönen ışıklar. Parlak vitrinler. Ağzı laf yapan iyi giyimli satıcılar. Ve asla sahiden sahip olunamayan çözümler.</p>
<p style="text-align:justify;">Dikkatle bakarsanız, ellerinde defter olanların her dâim arasokaklarda dolaştıklarını, anacaddelerde seyretmek yerine, &#8220;çıkmaz&#8221; bile olsa arasokaklarda yalnız başlarına gezip dolaştıklarını, hatta bazen bir sokak köşesine öylece çöküp kaldıklarını görürsünüz. Gölgesi ne de çoktur arasokakların. Köşebaşlarındaki lambaları bile pek yanmaz oldu olası. Biraz serin, hatta soğuktur. Ceset doludur her yer. Cesetler. Evet, kokmuş. Şişmiş yaşlı cesetler. Kimi zaman da yakışıklılığından hiçbir şey kaybetmemiş olduğu halde kaldırımlarda yatan genç cesetler. Kaldırım kenarları su birikintileriyle değil, kandan oluşmuş gölcüklerle istilâ edilmiştir sanki. Birkaç garip kılıklı adam ellerinde kalem ad kaydetmekle meşguldürler günler-geceler boyunca. Diriltmeye çalışırlar orada-burada yatan binlerce ölüyü. Başları bir sokaktan, vücutları bir sokaktan, ayaklar-elleri ise yine başka bir sokaktan toplarlar. Ölülerle konuşanları da vardır aralarında. Sessizce. Gülümseyerek. Başlarını okşayarak. Ellerini öperek. Hürmetle ölülerle konuşan garip kılıklı garip adamlardır bunlar. Olur a, bazıları bazen yollarını şaşırırlar da anacaddelere çıkmak gafletinde bulunurlar. Geri döneni pek görülmemiştir. Hemen ve orada, görüldükleri ilk yerde linç edilirler kalabalıklarca. Kalabalıkların hiç mi hiç tahammülü yoktur arasokakların bu garip kılıklı garip adamlarına. Bağışlamazlar bu yüzden onları. [...]</p>
<p style="text-align:justify;">&#8212;</p>
<p style="text-align:justify;"><em>Philo Sophia Loren &#8211; Dücane Cündioğlu -  Gelenek yay. &#8211; S. 86-87-88</em></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/calintilar.wordpress.com/184/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/calintilar.wordpress.com/184/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/calintilar.wordpress.com/184/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/calintilar.wordpress.com/184/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/calintilar.wordpress.com/184/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/calintilar.wordpress.com/184/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/calintilar.wordpress.com/184/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/calintilar.wordpress.com/184/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/calintilar.wordpress.com/184/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/calintilar.wordpress.com/184/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/calintilar.wordpress.com/184/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/calintilar.wordpress.com/184/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/calintilar.wordpress.com/184/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/calintilar.wordpress.com/184/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=184&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://calintilar.wordpress.com/2010/02/15/kalabaliklar-ducane-cundioglu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/7c90213075d4f1af1fec557b16aff6fa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">harcialem</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tanrı-Evren ilişkisi açısından Determinizm Indeterminizm ve Kuantum Teorisi [Dr. Caner Taslaman]</title>
		<link>http://calintilar.wordpress.com/2009/10/08/tanri-evren-iliskisi-acisindan-determinizm-indeterminizm-ve-kuantum-teorisi-dr-caner-taslaman/</link>
		<comments>http://calintilar.wordpress.com/2009/10/08/tanri-evren-iliskisi-acisindan-determinizm-indeterminizm-ve-kuantum-teorisi-dr-caner-taslaman/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Oct 2009 15:53:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Dr. Caner Taslaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktibas.dusunceler.org/?p=161</guid>
		<description><![CDATA[Modern fiziğin makro alemdeki en önemli teorisi izafiyet teorisi, mikro alemdeki (atom-altı) en önemli teorisi ise kuantum teorisidir. Bu makalede, daha önceden doğa bilimlerine hakim olan determinist evren görüşünün, ilk olarak kuantum teorisiyle nasıl sarsıldığı incelenecektir. Ayrıca bu teorinin ontolojik indeterminist bir evren olduğunu söyleyen yorumunun Tanrı-evren ilişkisine, mucizeler ve özgür irade sorunlarına getirdiği yeni [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=161&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">Modern fiziğin makro alemdeki en önemli teorisi izafiyet teorisi, mikro alemdeki (atom-altı) en önemli teorisi ise kuantum teorisidir. Bu makalede, daha önceden doğa bilimlerine hakim olan determinist evren görüşünün, ilk olarak kuantum teorisiyle nasıl sarsıldığı incelenecektir. Ayrıca bu teorinin ontolojik indeterminist bir evren olduğunu söyleyen yorumunun Tanrı-evren ilişkisine, mucizeler ve özgür irade sorunlarına getirdiği yeni bakış açılarını göstermeye ve bu konudaki farklı görüşleri tartışmaya çalışacağız.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu makaleyle, <em>kuantum teorisinin Tanrısal müdahaleyi, mucizelerin ve özgür iradenin varlığını ispat ettiğini söylemiyoruz; yani doğal teoloji yapmıyoruz. Fakat, modern bilim açısından, Tanrısal müdahalenin ve mucizelerin gerçekleşmesinin imkansız olduğunu, çünkü bunun, doğa yasalarının ihlal edilmesi anlamına geldiğini iddia eden görüşün, yanlışlığını göstermeye çalışıyoruz. Kısacası doğanın teolojisinin yapılmasının modern bilimin yasaları çerçevesinde de mümkün olduğunu (bu görüşün bilimsel olarak doğru olduğunu değil) savunuyoruz.  Bunu yaparken ‘mümkün’ü göstermeye çalışmamızın, ‘olan’ ile ilgili bir iddia taşımadığını</em> özellikle belirtmek istiyoruz.</p>
<p style="text-align:justify;">[Makalenin <a href="http://www.canertaslaman.com/kuantumteorisi/" target="_blank">devamı/tamamı burada</a>] [<a href="http://www.canertaslaman.com/kuantumteorisi/caner_taslaman_makale_kuantum.pdf" target="_blank">PDF</a>]</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/calintilar.wordpress.com/161/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/calintilar.wordpress.com/161/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/calintilar.wordpress.com/161/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/calintilar.wordpress.com/161/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/calintilar.wordpress.com/161/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/calintilar.wordpress.com/161/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/calintilar.wordpress.com/161/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/calintilar.wordpress.com/161/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/calintilar.wordpress.com/161/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/calintilar.wordpress.com/161/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/calintilar.wordpress.com/161/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/calintilar.wordpress.com/161/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/calintilar.wordpress.com/161/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/calintilar.wordpress.com/161/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=161&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://calintilar.wordpress.com/2009/10/08/tanri-evren-iliskisi-acisindan-determinizm-indeterminizm-ve-kuantum-teorisi-dr-caner-taslaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/7c90213075d4f1af1fec557b16aff6fa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">harcialem</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8216;Terör&#8217;ün ve &#8216;Cihad&#8217;ın Retoriği &#8211; Felsefî ve Teolojik Bir Değerlendirme [Caner Taslaman]</title>
		<link>http://calintilar.wordpress.com/2009/10/07/terorun-ve-cihadin-retorigi-felsefi-ve-teolojik-bir-degerlendirme-caner-taslaman/</link>
		<comments>http://calintilar.wordpress.com/2009/10/07/terorun-ve-cihadin-retorigi-felsefi-ve-teolojik-bir-degerlendirme-caner-taslaman/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2009 04:41:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Caner Taslaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktibas.dusunceler.org/?p=157</guid>
		<description><![CDATA[[...]  Soğuk savaşın sona ermesi ile birlikte küreselleşmenin önündeki tüm engellerin kalktığına dair ciddi bir iyimserlik havası hakim olmuştu. Ancak, Pandora’nın kutusu 11 Eylül 2001’de açıldı;   küreselleşen dünyanın Leviathan’ı olarak gözüken ABD’nin kalbindeki iki kuleyle beraber  iyimserlik havası da çöktü. Bu olayla, 1991’de meydana gelen Körfez Savaşı nedeniyle, hakim olan iyimser bakışa zaten şüpheli yaklaşmakta [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=157&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">[...]  Soğuk savaşın sona ermesi ile birlikte küreselleşmenin önündeki tüm engellerin kalktığına dair ciddi bir iyimserlik havası hakim olmuştu. Ancak, Pandora’nın kutusu 11 Eylül 2001’de açıldı;   küreselleşen dünyanın Leviathan’ı olarak gözüken ABD’nin kalbindeki iki kuleyle beraber  iyimserlik havası da çöktü. Bu olayla, 1991’de meydana gelen Körfez Savaşı nedeniyle, hakim olan iyimser bakışa zaten şüpheli yaklaşmakta ve “medeniyetler çatışması” tezini savunmakta olanların yaklaşımı daha çok ön plana çıktı. Bu olayın tetiklediği tartışmalar din felsefesinden siyaset felsefesine, dil felsefesinden etik ve hermeneutiğe, uluslararası ilişkilerden teolojiye kadar birçok ayrı alanı ilgilendirmektedir. <span id="more-157"></span></p>
<p style="text-align:justify;">Makaleye, Derrida’nın 11 Eylül saldırılarını yorumlarken yaptığı açıklamalardan bir alıntıyı aktararak başlamak istiyoruz: <em>“Bir filozof, ‘kavramayı’ ve ‘meşrulaştırmayı’ birbirinden ayırt etmek için, yeni bir kriter arayan kişi olmalıdır. Bir kişi savaşa veya teröre yol açan belli bir olaylar zincirini ya da kurumları, onları zerrece haklı çıkarmadan, hatta onları lanetleyerek ya da yeni kurumlar icat etmeye kalkışarak; tarif edebilir, kavrayabilir ve açıklayabilir. Bir kişi belli terör eylemlerini (devlet terörü olsun ya da olmasın), onları ortaya çıkaran  hatta meşrulaştıran koşulları göz ardı etmeksizin, koşulsuzca lanetleyebilir.”</em></p>
<p style="text-align:justify;">Bir araştırmada terörün 109 farklı tanımının olduğu tespit edilmiştir.<a name="_ftnref4" href="http://www.canertaslaman.com/retorik/#_ftn4"></a> Günümüzde şu şekilde ifadelere oldukça sık rastlamaktayız: “Terörün gerçek tarifi….”, “Asıl terörist…… yapandır”, “Onlar bize terörist diyorlar, oysa ki….”. Tüm bu tanımlamalarda, “terör”, Platonik bir “idea”ymış gibi ve onun “gerçek anlamını&#8221;<a name="_ftnref5" href="http://www.canertaslaman.com/retorik/#_ftn5"></a> garanti eden de sanki “ideası”ymış gibi ele alınmaktadır. Aslında Wittgenstein’ın göstermiş olduğu gibi, dilin, toplum tarafından paylaşılan ve toplum içinde öğrenilen bir “aletler” (tools) koleksiyonu olduğunu ve hepimizin büyük bir dil oyununun parçası olduğunu unutmamalıyız.<a name="_ftnref6" href="http://www.canertaslaman.com/retorik/#_ftn6"></a> Dilin sosyolojik yapısını kavradıktan sonra, terörün tanımıyla ilgili cümlelerimizi şu şekilde düzeltebiliriz: “İnsanlar terör kelimesiyle genelde şunu kastetmektedirler….”, “FBI’ın tanımına göre teröristler ….  veya “Hizbullah’ın  tanımına göre terroristler…..”. Bu şekildeki ifadeler, terörün tanımlarının masum olmadığını, bu tanımların belli çıkarlar ve ideolojiler ile bağlantılı olduğunu  fark etmemizi sağlayacaktır. Foucault’un dediği gibi <em>“Doğrunun güç vasıtasıyla üretimi ile karşı karşıyayız”</em>. <a name="_ftnref7" href="http://www.canertaslaman.com/retorik/#_ftn7"></a>Gücün bir vasıta olarak kullanılma yollarından biri de dilin nasıl kullanılması gerektiğinin dikte edilmesidir.</p>
<p style="text-align:justify;">[Makalenin devamı/tamamı <a href="http://www.canertaslaman.com/retorik/" target="_blank">burada</a>]</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/calintilar.wordpress.com/157/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/calintilar.wordpress.com/157/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/calintilar.wordpress.com/157/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/calintilar.wordpress.com/157/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/calintilar.wordpress.com/157/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/calintilar.wordpress.com/157/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/calintilar.wordpress.com/157/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/calintilar.wordpress.com/157/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/calintilar.wordpress.com/157/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/calintilar.wordpress.com/157/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/calintilar.wordpress.com/157/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/calintilar.wordpress.com/157/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/calintilar.wordpress.com/157/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/calintilar.wordpress.com/157/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=157&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://calintilar.wordpress.com/2009/10/07/terorun-ve-cihadin-retorigi-felsefi-ve-teolojik-bir-degerlendirme-caner-taslaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/7c90213075d4f1af1fec557b16aff6fa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">harcialem</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Aklın Topal Ördekliği</title>
		<link>http://calintilar.wordpress.com/2009/09/26/aklin-topal-ordekligi/</link>
		<comments>http://calintilar.wordpress.com/2009/09/26/aklin-topal-ordekligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Sep 2009 16:42:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Gödel]]></category>
		<category><![CDATA[Timoty Feris]]></category>
		<category><![CDATA[Victor F. Weisskopf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktibas.dusunceler.org/?p=150</guid>
		<description><![CDATA[Bilim, sahip olduğu kökleri ve kaynaklarının dışında, aklî düşünce düzeyinde de değerlendirilmelidir. Esasen bu noktada Gödel&#8217;in &#8220;bilim teoremi&#8221; göze çarpmaktadır; bu teorem bilimin, ancak bilimsel olmayan konular ve ilgilerin daha büyük çatısı altında mümkün olabildiğini kapsamaktadır. Matematikçi Gödel, bir sistemin hiçbir zaman kendi kendisi üzerinde temellendirilemeyeceğini ispat etti.  Sistem, tutarlılığını kanıtlayabilmek için, kendi dışından örnekler [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=150&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">Bilim, sahip olduğu kökleri ve kaynaklarının dışında, aklî düşünce düzeyinde de değerlendirilmelidir. Esasen bu noktada Gödel&#8217;in &#8220;bilim teoremi&#8221; göze çarpmaktadır; bu teorem bilimin, ancak bilimsel olmayan konular ve ilgilerin daha büyük çatısı altında mümkün olabildiğini kapsamaktadır. Matematikçi Gödel, bir sistemin hiçbir zaman kendi kendisi üzerinde temellendirilemeyeceğini ispat etti.  Sistem, tutarlılığını kanıtlayabilmek için, kendi dışından örnekler (ifadeler) kullanmak zorundadır. Aynı şekilde, bilim etkinliği, zorunlu olarak insan deneyiminin çok daha geniş bir alanının ve bir bütün olarak toplumun içine oturtulmalıdır. Herbir bilim adamının bilimsel doğruluğun elverişliliği ve gerçekliği hakkındaki kanısından bağımsız bir bilim mümkün değildir. Nitekim 1054&#8242;de Süpernova&#8217;nin bilimsel gözlemi, Ortaçağ Avrupa&#8217;sında kayda değer bulunmamıştır.</p>
<p style="text-align:justify;">&#8212;</p>
<p style="text-align:justify;"><em>Victor F. Weisskopf &#8211; The Frontiers and Limits of Science -  S. 194-195 </em></p>
<p style="text-align:justify;">***</p>
<p style="text-align:justify;">Gödelin teoremi, herhangi bir sistemin mutlak geçerliliğinin -bu bilimsel bir sistem olsa da- bu sistemin kendi içerisinde ispat edilemeyeceği tespitinde bulunur. Başka bir deyişle, bir teorinin kapsayıcı olup olmadığı, eğer bu çerçevenin dışında bunun sınanabileceği bir şey yoksa, tayin edilemez.  Termodinamik denklemleriyle ya da kuantum dalga fonksiyonunun çöküşüyle ya da başka bir teori ya da yasayla belirlenen sınırın ötesinde olan bir şey gereklidir. Ve eğer bu tip daha geniş bir referans çevresi varsa, o zaman teori, tabiatı gereği her şeyi açıklayamaz. Kısacası evrene dair, geçerliliği ispat edilebilecek kapsamlı ve eksiksiz bir teori yoktur ve hiçbir zaman da olamaz.</p>
<p style="text-align:justify;">&#8212;</p>
<p style="text-align:justify;"><em>Timoty Feris &#8211; Coming of The Age in the Milk Way. S. 384</em></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/calintilar.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/calintilar.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/calintilar.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/calintilar.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/calintilar.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/calintilar.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/calintilar.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/calintilar.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/calintilar.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/calintilar.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/calintilar.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/calintilar.wordpress.com/150/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/calintilar.wordpress.com/150/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/calintilar.wordpress.com/150/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=150&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://calintilar.wordpress.com/2009/09/26/aklin-topal-ordekligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/7c90213075d4f1af1fec557b16aff6fa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">harcialem</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Modernliğin Felsefî Söylemi &#8211; Postmodernlik/Din [Mustafa Armağan]</title>
		<link>http://calintilar.wordpress.com/2009/09/09/modernlik-postmodernlik-din-mustafa-armagan/</link>
		<comments>http://calintilar.wordpress.com/2009/09/09/modernlik-postmodernlik-din-mustafa-armagan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Sep 2009 19:30:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Armağan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktibas.dusunceler.org/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Modernliğin felsefî söylemi&#8221; temelde dini &#8220;muhatap&#8221; alan ve onun yerine geçmenin mücadelesini veren bir bakış açısının ürünü olmaktadır. Zaten modern düşünürlere postmodernlerin yönelttiği eleştirinin en sivri ve kendilerince haklı olanı da, modernistlerin geleneksel dönemin malı olan monist ve monolitik söylemi devam ettirmelerine yönelmiştir. Postmodernlere göre modern söylemde Aquinolu Thomas&#8217;ın yerini Descartes ya da Hegel (bunun [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=146&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">&#8220;Modernliğin felsefî söylemi&#8221; temelde dini &#8220;muhatap&#8221; alan ve onun yerine geçmenin mücadelesini veren bir bakış açısının ürünü olmaktadır. Zaten modern düşünürlere postmodernlerin yönelttiği eleştirinin en sivri ve kendilerince haklı olanı da, modernistlerin geleneksel dönemin malı olan monist ve monolitik söylemi devam ettirmelerine yönelmiştir.</p>
<p style="text-align:justify;">Postmodernlere göre modern söylemde Aquinolu Thomas&#8217;ın yerini Descartes ya da Hegel (bunun için &#8220;son skolastik&#8221; denilmektedir Hegel&#8217;e), Dante&#8217;nin yerini ise Balzac almıştır. Tek farkla: Birinciler, öznenin dünya hakkında yaptıkları, &#8216;verilmiş&#8217; olana dayalı spekülasyonlar iken, ikinciler özne-merkezli, mutlak dünyalar kurmuşlardır. Balzac&#8217;ın kendisini İnsanlık Komedyas&#8217;ında Tanrı yerine koyduğunu, Hegel&#8217;in ise Tanrı&#8217;yı da içine alan bir &#8216;meta-anlatı&#8217; geliştirdiğini söyleyenler haklıdır. <span id="more-146"></span></p>
<p style="text-align:justify;">Haklıdırlar, çünkü mutlak ve monist düşünüş tarzı onlarda da devam etmektedir. Haklıdırlar, çünkü modern düşünüş tarz dinî düşünüş tarzından muhteva bakımından &#8216;kopmuş&#8217;, fakat düşünme biçimi olarak onun devamcısı, sürdürücüsü olmuştur. Öznenin mutlak referans noktası olarak alınması ve kendi dışındaki dünyayı kendisinden itibaren anlamlandırması, kurmasıdır esas olan modernlikte de.</p>
<p style="text-align:justify;">Postmodernlerin karşı çıktıkları bu nokta son derece önemli. Çünkü Rönesans&#8217;tan beri gelişmekte olan öznenin yayılma ve mutlaklığını garantileme süreci, modernliğin ayırd edici vasfını oluşturmaktadır. Modern-öncesi dönemde &#8216;etrafına&#8217; bakan, çevresini anlamaya çalışan düşünür tipi, Yunan felsefesi ve biliminde en yetkin örneğini gördüğümüz kozmolojik haritayı anlamlandırmaya çalışmıştı. Oysa Descartes&#8217;la başlayan modern felsefe, kozmolojiyi (varlığı) değil, &#8216;ben&#8217;in bilgisini merkeze almıştı. Heidegger, Descartes&#8217;ın ontolojiyi dar bir biçimde tanımlanmış bir akla kilitlenen epistemolojiye indirgediğini söylerken kastettiği tam da buydu. &#8220;Düşünüyorum, o halde varım&#8221; önermesi bunun ifadesidir. Düşünen &#8216;ben&#8217;, kendi içine dönmekte ve kendisi üzerine düşünmektedir. Bu, düşüncenin kendi üzerine katlanmasıdır: yani teemmül (reflexion). Modern düşünce tarihi bir bakıma bu kendi üzerine düşmenin serüvenidir.</p>
<p style="text-align:justify;">&#8220;Teemmül&#8221; (düşünüm) süreci, zirve noktasına Hegel&#8217;de ulaşacaktır. Yalnız kendisinin varlığını değil, evrenin varlığını ve varoluş macerasını, dünyanın anlamını, tarihi, dini, sanatı ve felsefeyi bu evrensel boyutlara vardırılmış teemmül vasıtasıyla açıklayan Hegel, modernliği kendi içinde temellendirmeyi başarmıştı. Dışarıdan bir temele ve tutanağa ihtiyaç olmadan modernlik kendi iç mantığıyla açıklanmış olmaktaydı Hegel&#8217;de. Böylece özne, kendi mantığından (rasyonelinden) hareketle, dışarıdan hiçbir kritere başvurmadan kendisini temellendirmiş olmaktaydı. (Bunun için Habermas, modernliği Hegel felsefesinin temel problemi olarak sunar.)</p>
<p style="text-align:justify;">Şimdi postmodern düşüncenin gerçekliği &#8216;oyunlaştırması&#8217;, mutlak bir referans noktasının olmadığını söylemesi, çoğul bir hakikat anlaşını savunması, meta-anlatıların ölüm ilâmlarını vermesi, modernliğin, geleneğin düşünce yapısını devam ettirdiği yolundaki bir suçlamadan kaynaklanıyor aslında. Dolayısıyla, pek de farkına varılmayan ve gözden kaçan bir noktanın üzerine duruyorlar: Geleneğin ve geleneksel düşünce mod&#8217;unun da usturuplu ve katmerli bir eleştirisini yapıyor postmodern düşünürler; geleneğin her nasılsa modernliğe sızmış hayaletini de kovuyolar aslında. Ancak arada önemli bir fark var: Modernlik muhatap ve rakip olarak dini ve geleneği alırken, postmodernlik modernliği muhatap ve rakip olarak alıyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Modernlik gelenekten muhteva yönünden bir kopuş iken, postmodernlik buna ilaveten, biçim yönünden de bir kopuşu gerçekleştirmeye çalışıyor. Yani modernlik içerisinde bir şekilde örtük olarak kalmış olan geleneksel ve dinî ya da monist ve bütüncül düşünce biçimleri postmodernlerce toptan reddediliyor ve biçim, bozuluyor.</p>
<p style="text-align:justify;">İşte J. Derrida&#8217;nın dekonstrüksiyon (yapı-bozma) işlemi tam da bu amaçla geliştirilmiş bir yöntemdir. Modernliğin gelenekten devraldığı, &#8216;dünyayı yeni baştan kurma&#8217; (rekonstrükisyon) geleneği, postmodern ve onunla yer yer örtüşen ama özdeşleştirilmemesi gereken post-strüktüralist düşüncede şiddetle eleştirilmekte ve temel diye bir şeyin olmadığı, anlamın aslında sözcüklerin dış dünyada refere ettikleri bir karşılığının olmayıp kelimeler arası düzen içinde bulunması gerektiği (Saussure), sanatta söylem veya retoriğin anlamı belirlediği vb. söylenmektedir. Bu da bana, &#8220;ikinci sekülarizasyon&#8221; adını verdiğim bir sürecin başlangıç noktası olarak  gözüküyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Sekülarizasyon, yukarıda açıkladığım gibi, öznenin kendini (aklını) dış dünyaya yansıtması ve orada objektifleştirmesiydi. Modernlik bu bakımdan &#8220;birinci sekülarizasyon&#8221; aşamasını oluşturmaktadır. Orada özne kendi üzerine düşünmüş, bu düşüncenin (teemmül) sonucunda kendisini yine kendi ilkeleriyle temellendirmişti; en bâriz ve yetkin örneğini Hegel&#8217;de buluyorduk bu düşünmenin. Bu defa kendi üzerine düşünmek suretiyle dış dünyayı (toplumu, devleti, tabiatı, sanatı, dini vs.) yeniden şekillendirmiş olan özne, yine öznenin kurduğu bir dünya üzerine düşünmektedir. Yani sekülerleşmiş sanat, din, devlet, ahlâk, kültür, felsefe, toplum vs. üzerine ikinci bir teemmüldür postmodern düşünüş tarzı. Modern yazarlar, sekülerleşmiş de olsa geleneksel biçim-muhteva ayrımını ve doğa/kültür gibi kimisi antik felsefeden gelen ayrımları sürdürüyorlardı. Postmodernler ise, böyle bir ayrımı sürdürmek bir yana, biçimin içeriği tayin ettiği, üslubun doğrudan yazıyı kurduğu ve retoriğin kendi başına bir varlık olduğu düşüncesindedirler.</p>
<p style="text-align:justify;">Özetle,  modernlik muhtevanın sekülarizasyonunu intac ediyorken, postmodernlik biçimin sekülasizasyonunu amaçlamaktadır. Birincisi makina üzerine düşünürken, ikincisi makina düşüncesi üzerine düşünmeyi getirmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Postmodernlerin &#8220;sekülarizmin iflasını&#8221; ilan ettiği yolundaki Müslüman aydınlar arasında yayılma temayülündeki inanç, besbelli bir yanılgıyı da beraberinde taşıyor. Dine ve maneviyata kapı açtığına inanılan postmodernliği iyi tespit etmekte yarar var. Ne modernlik zannettiğimiz kadar &#8220;siyah&#8221;, ne de postmodernlik zannetmeye çalıştığımız kadar &#8220;beyaz&#8221;.</p>
<p style="text-align:justify;">&#8212;</p>
<p style="text-align:justify;"><em>Mustafa Armağan &#8211; Gelenek ve Modernlik Arasında &#8211; İz Yayıncılık &#8211; S. 43-46<br />
</em></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/calintilar.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/calintilar.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/calintilar.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/calintilar.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/calintilar.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/calintilar.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/calintilar.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/calintilar.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/calintilar.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/calintilar.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/calintilar.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/calintilar.wordpress.com/146/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/calintilar.wordpress.com/146/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/calintilar.wordpress.com/146/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=146&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://calintilar.wordpress.com/2009/09/09/modernlik-postmodernlik-din-mustafa-armagan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/7c90213075d4f1af1fec557b16aff6fa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">harcialem</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Postmodernlik ve Din ya da İkinci Sekülarizasyon [Mustafa Armağan]</title>
		<link>http://calintilar.wordpress.com/2009/09/03/postmodernlik-ve-din-ya-da-ikinci-sekularizasyon-mustafa-armagan/</link>
		<comments>http://calintilar.wordpress.com/2009/09/03/postmodernlik-ve-din-ya-da-ikinci-sekularizasyon-mustafa-armagan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Sep 2009 19:36:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Mustafa Armağan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktibas.dusunceler.org/?p=141</guid>
		<description><![CDATA[Postmodernliğin Cazibesi Hans Georg-Gadamer&#8217;in tespitindeki haklılık payını galiba teslim etmemiz gerekiyor: &#8220;En köklü devrimlerde bile, sanılanın aksine, eskiye ait çok fazla unsur muhafaza edilir.&#8221; Bu tespit, siyasal devrimler için olduğu kadar, belki de daha çok kültür devrimleri veya kültürel alandaki köklü, devrimci değişimler için geçerli gibi geliyor bana. Sözü, son zamanlarda Türkiye&#8217;de giderek daha çok [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=141&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;"><strong>Postmodernliğin Cazibesi</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Hans Georg-Gadamer&#8217;in tespitindeki haklılık payını galiba teslim etmemiz gerekiyor: <em>&#8220;En köklü devrimlerde bile, sanılanın aksine, eskiye ait çok fazla unsur muhafaza edilir.&#8221;</em> Bu tespit, siyasal devrimler için olduğu kadar, belki de daha çok kültür devrimleri veya kültürel alandaki köklü, devrimci değişimler için geçerli gibi geliyor bana.</p>
<p style="text-align:justify;">Sözü, son zamanlarda Türkiye&#8217;de giderek daha çok konuşulan modernizm-postmodernizm tartışmasına getirmek istiyorum. Dikkati çeken nokta ise, Müslüman aydınların da katıldığı bu tartışmalarda eskiden gelenek-modernizm çatışması üzerinde durulurken, bunun terkedilmiş ve postmodernizmin geleneği de kurtaracak bir cansimidi olarak görülmeye başlanmış olmasıdır. Ümitler, postmodernin imbiğinden damıtılmış bir İslamî algılayış biçime bağlanmış gibidir. Şüphesiz, Müslüman entelektüellerin postmodernizme özel bir teveccüh göstermelerinin anlaşılır sebepleri var. Bunlar şöyle sıralanabilir:<span id="more-141"></span></p>
<p style="text-align:justify;">a) Herşeyden önce, postmodernlerin modernleri eleştirmeleri, açmazlarını göstermeleri, günahlarını sergilemeleri belli bir cazibe alanı yaratıyor. Bu da, modernliğin/modernleşmenin olumsuz sonuçlarını olanca ağırlığıyla yaşayan aydınlarımızın zaten pek de cevval olmayan zihinlerinde yeni ve kâzib bir umut ışığı uyandırıyor, tabii olarak.</p>
<p style="text-align:justify;">b) Bir diğer sebep, postmodern düşünür ve sanatçıların modernliğin tıkandığından bahsedip eleştiriler yöneltmekle yetinmemeleri ve yeni çıkış yolları, yeni alternatifler araştırmaları. Bu da, İslam&#8217;ın bir alternatif olarak gündeme getirilmesine kapıyı açan bir yaklaşım olarak algılanıyor.</p>
<p style="text-align:justify;">c) Postmodernliğin cazibesinin üçüncü sebebi ise, modernliği diskalifiye etme çabası ve seküler bir dünya oluşturma çabasının  günümüzde başarısızlığa uğradığını ilan etmesi. Bu da postmodernleri gelenek, tarih ve dinden özgürce &#8220;yararlanmaya&#8221; sevkediyor. Bu tavır ise, ister istemez Müslüman aydınlarda, postmodernin &#8216;dine dönüş&#8217; kampanyasının öbür adı olduğu zehabını uyandırıyor.</p>
<p style="text-align:justify;">d) Nihayet, çoğulculuk, çeşitlilik ve çok-değerlilik de önemsenen yaklaşımlar arasında yer alıyor. Doğrunun (hakikatin) bir tane değil sonsuz sayıda olabileceği yolundaki ultraplüralist bir mantığa götürüyor bu yaklaşım da. Başka bir deyişle <em>ya o/ya bu</em> mantığından <em>hem o/hem bu</em> mantığına geçiş sözkonusu.</p>
<p style="text-align:justify;">e) Bir de, Lyotard&#8217;ın üzerinde önemle durduğu &#8216;meta-anlatılar&#8217;ın öldüğüne dair sözleri, Müslüman aydınları, modern dünyadaki belli başlı -izm&#8217;lrin tükendiği (sosyalizm, pozitivizm, darwinizm vs) ve meydanın  İslamî bir alternatife kaldığı düşüncesine götürüyor. (bu, açıkca söylemek gerekirse düşünme kolaycılığının ürünü bir tavır.)</p>
<p style="text-align:justify;">Toparlayacak olursak, postmodernlerin modernliğe yönelttiği şiddetli eleştiriler, modernliğin &#8220;iflas&#8221;ını ilân etmesi, yeni çıkış yollarını araması dine ve geleneğe göz kırpması, tarih ve gelenekten yararlanmaya yönelmesi, doğrunun tekil değil çoğul bir yapıda olduğunu iddia etmesi ve son olarak da meta-anlatıların ölümüne işaret etmesi, modernliğin kâbusundan yeni uyanmış aydınızda sevimli ve &#8216;temiz&#8217; bir müttefik bulmuş olmanın rehavetini uyandırmışa benziyor.  Bunun neden yanlış bir rahatlama olduğunu aşağıda göstermeye çalışacağım.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Modernliği Anlamak</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Burada öncelikle vurgulanması gereken bir nokta var: Postmodernliği anlamak, zorunlu olarak modernliği anlamaktan geçiyor. Zira &#8216;postmodern durum&#8217;un felsefesini ilk geliştirenlerden Jean-François Lyotard&#8217;ın da belirttiği gibi, bir sanat eseri ancak postmodern ise modern olabilir. Dolayısıyla modern duyarlılığa yabancı, onun benliği, özneyi idolleştiren, yücelten ve merkezîleştirerek başvurulacak yegane merci konumuna yükselten yaklaşımı anlaşılmadan, postmodernlerin niçin herşeyi &#8216;oyunlaştırdıkları&#8217;nı, kuralları hiçe sayarak &#8216;kolaj&#8217;lara gittiklerini, kendilerini alaya aldıklarını, hatta açıkça &#8216;şizoid&#8217; eserler ortaya koyduklarını, ticaret ve emtia dilini arsızca kullandıklarını, gelenekten yararlanırken yaptıkları talanın saygısızca yürütülmüş birer &#8220;pastiş&#8221; olduğunu, yapmacıklığı, yapay olanı, kitsch&#8217;i, yüzeysel ve biçimsel olanı önemseyişlerinin metafizik ciddiyetin kuyusunu kazdığını, yüksek modernizme karşı çıkarken kaba olanın estetiğiyle hareket ettiğini de gözden kaçırmamız pek mümkündür.</p>
<p style="text-align:justify;">Postmodernizm terimi o denli aşırı kullanılmıştır ki, getirdiği aydınlıktan daha fazla karanlığı içeri davet ettiği söylenmiştir Richard Rorty tarafından, haklı olarak. O hem Michael Graves&#8217;in binalarına, hem Pynchon ve Salman Rüşdi&#8217;nin romanlarına, hem Ashberry&#8217;in şiirlerine, hem çeşitli türden pop müziğe, hem de Heidegger ve Derrida&#8217;nın yazılarına uygulanmakta, bu da kelimenin oynak ve muğlak yapısını pekiştirici bir rol oynamaktadır. Yine de Rorty bu &#8220;amalgam&#8221;, pür-muğlak kavramın ortak bir yanını bulmaya yönelmektedir. Ona göre özellikle Heidegger ve Derrida&#8217;nın birleştikleri paydanın adı &#8220;Nietzche-sonrası&#8221; filozoflar olmalarıdır. Yani pragmatist olmaları.. Felsefeyi ve bilgiyi içinden çıktığı toplumun, ırkın, dünya görüşünün, yaşam tarzının (style of life) ürünü olarak gören bir yaklaşımdır bu. Bilgi bir şeye yaradığı için bilgidir; bir topluma, devlete, ırka vb. Aksi, modern felsefenin bizi inandırmaya çalıştığı bir filozoflar fantazyasıdır çünkü.</p>
<p style="text-align:justify;">Bu boyutları anlaşılmadan da postmodernliğin İslâm&#8217;la ve gelenekle karşılaştırılması, hemâhenk kılınıp kılınamayacağına karar verilmesi sözkonusu olamayacaktır.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong>Meta-Anlatıların Ölümü ve İslam </strong></p>
<p style="text-align:justify;">Lyotard&#8217;ın postmodernliğin en belirgin vasfı olarak ortaya koyduğu meta-anlatıların gözden düştüğü (distrust of metanarratives) iddiası, görünüşte Müslüman aydınlara da oldukça sıcak gelen mesajlarla yüklü. 150 yıldır başlarını ağrıtan bu &#8220;rakip dinler&#8221;in ortadan kalktıklarının, ideolojilerin sonunun geldiğinin ilan edilmesine nasıl sevinmesinler? Düşman düşmanı kırsın, meydan İslam&#8217;a kalsın!</p>
<p style="text-align:justify;">Oysa meta-anlatıların Marksizmle ve diğer ideolojilerle sınırlı olmadığı da bir vâkıa. İslam&#8217;ın, hele hele modern, sistemleştirilmiş İslam&#8217;ın dünya görüşünün tekil, monist ve hatta monolitik bir söylem teşkil ettiğini unutuyorlar, nedense. Kültürel alanların Aydınlanma&#8217;dan itibaren sanat, ahlâk ve bilim şeklinde ayrışmaları gibi modern bir gelişmeyi kabul etmek şöyle dursun, siyasal pratikte itikadî teoriyi, toplumsal düzey ile kozmolojik açıklamaları aynı düzeye sığdırabilen bir &#8220;mega-anlatı&#8221; şeklinde takdim ettikleri İslamî dünya görüşünün postmodernlerin o kadar hücum ettikleri meta-anlatıların ta kendisi olduğu nedense hatırlarına gelmiyor bir türlü. Bakın bu konuda Necmi Zekâ neler söylüyor:</p>
<blockquote><p>Lyotard için postmodern, ne modernliğin melankolisi, ne de postmodern binalarda görülen o sinik eklektizm. Postmodern, bütünlük basksından, bir üst-söylemin otoritesi altında senteze varma baskısından kurtularak daha da ileri gitme, sürgüne gitme isteği..Eşitlikçi anlatının ve sistem teorisyenlerinin, konsens(us)a varma çabalarını, sağlam, istikrarlı düzen arayışlarını reddeden bir tavır bu.</p></blockquote>
<p style="text-align:justify;">Bu tavrı &#8220;paganlık&#8221; olarak niteleyen de Lyotard&#8217;in kendisi. Terry Eagleton ise Lyotard&#8217;in savundugu seyin, bir bakıma paradokslardan, çatışmalardan çekinmeyen bir tür pagan pragmatizmi olduğunu ifade ediyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Şimdi, &#8220;bir ve bütün&#8221; felsefelerinin en sıkı dokunuşu olan ve bugün pek çok Müslümanın İslâm denilince aklına gelen İslamî dünya görüşünün bu &#8220;pagan pragmatizmi&#8221;ne ne kadar denk düşeceğini varın siz hesap edin. Aralarında biçimsel yapı olarak bile bir mütekabiliyet sözkonusu değil.</p>
<p style="text-align:justify;">Paganizm ile monoteizm arasındaki farktan da öte bir benzeşmezlik sözkonusu  burada. Zira antik paganizm, tektanrılı dinlere bir takım &#8216;mistik&#8217; ögeler miras bırakmıştır (ritüeller, mabetler vs.) Şimdiyse, dinleri bile &#8216;oyunlaştıran&#8217; ticarî bir paganizm var karşımızda. Modern sanatın yüksek, seçkinci yapısına karşı olabiliriz, ancak buna karşı olmanın yolu postmodern kitsch&#8217;e gözkırpmak değildir. Aynı şekilde, modern seküler meta-anlatıların karşısında olabiliriz, ancak buna karşı çıkmanın yolu da , dosdoğru mikrolojilere, yani bir tür paganizme, politeist anlayışa dönüş olmamalıdır.</p>
<p style="text-align:justify;">Modernlik, esasen enfüsî (subjektif: öznel) olanın dünyanın merkezine yerleştirilmesinden başka bir şey değildir. Suje&#8217;nin, nefs&#8217;in kendisini, dünyayı, çevreyi ve hatta insan-üstü âlemi yine kendi iç prensiplerinden itibaren yeniden kurması ameliyesidir modernlik (daha doğrusu felsefî ve estetik modernlik). Deneyimin (experience) bunca öne çıkartılması, arkasından, eskiden ontolojik birer mihenk taşı mesabesinde görülen Tanrı, ruh, ölümsüzlük, insanüstü varlıklar, hatta nefs&#8217;in bilişsel merceklerinden geçmeyen her şeyin talî konuma, pasif mevkie düşmesini getirmektedir.</p>
<p style="text-align:justify;">İşte sekülarizasyon dediğimiz hadise de temelde (felsefî düzeyde) sujenin, öznenin kendi düzenine başklarını karıştırma yolundaki bu tavrından kaynaklanmaktadır. Öznenin, Heidegger&#8217;in ironik ifadesiyle Descartes&#8217;dan beri kendisini içerisine kilitlediği akıl (reason), hayatın bütün alanlarına nüfus etmeli ve orada akıl-öncesi veya ötesi hangi düzenlemeler varsa onları ekarte edip yerini kendisi almalıdır; modernliğin özü budur. İşte dinî otoritelere, geleneklerin bağlayıcılığına, teokratik rejime, Ortaçağın ahlakî bir toplum örgütlenmesinin nirengi noktalarından birisi olan loncalara modern toplumlarda neden karşı çıkıldığının ipuçlarını ancak modernliğin bu temel özelliğini farkettiğimizde algılayabiliyoruz.</p>
<p style="text-align:justify;">[Devam edecek]</p>
<p style="text-align:justify;">&#8212;</p>
<p style="text-align:justify;"><em>Mustafa Armağan &#8211; Gelenek ve Modernlik Arasında &#8211; İz Yayıncılık &#8211; S. 37-42</em></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/calintilar.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/calintilar.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/calintilar.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/calintilar.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/calintilar.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/calintilar.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/calintilar.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/calintilar.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/calintilar.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/calintilar.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/calintilar.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/calintilar.wordpress.com/141/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/calintilar.wordpress.com/141/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/calintilar.wordpress.com/141/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=141&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://calintilar.wordpress.com/2009/09/03/postmodernlik-ve-din-ya-da-ikinci-sekularizasyon-mustafa-armagan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/7c90213075d4f1af1fec557b16aff6fa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">harcialem</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sayın Doktor,  ben bir esrarkeşim. [Gustav Janouch]</title>
		<link>http://calintilar.wordpress.com/2009/09/01/sayin-doktor-ben-bir-esarkesim-gustav-janouch/</link>
		<comments>http://calintilar.wordpress.com/2009/09/01/sayin-doktor-ben-bir-esarkesim-gustav-janouch/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Sep 2009 19:15:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Gustav Janouch]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktibas.dusunceler.org/?p=136</guid>
		<description><![CDATA[Kafka&#8217;yı makamında bir Reclam &#8211; Bücherei sıralacını incelerken bastırmıştım. &#8220;Kitap başlıklarından kafayı buluyorum&#8221; dedi Kafka. &#8220;Kitaplar uyuşturucu gibi.&#8221; Çantamı açtım ve içindekileri gösterdim. &#8220;Sayın Doktor,  ben bir esrarkeşim.&#8221; Şaşırmıştı Kafka. &#8220;Yepyeni kitaplar!&#8221; Çantamı onun yazı masasına boşalttım. Kafka hızla kitapları elinden geçirdi ardı ardına, sayfaları hızla çevirdi, oradan buradan bazı parçalar okudu ve kitapları bana [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=136&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">Kafka&#8217;yı makamında bir <em>Reclam &#8211; Bücherei</em> sıralacını incelerken bastırmıştım.</p>
<p style="text-align:justify;"><em>&#8220;Kitap başlıklarından kafayı buluyorum&#8221;</em> dedi Kafka. <em>&#8220;Kitaplar uyuşturucu gibi.&#8221;</em></p>
<p style="text-align:justify;">Çantamı açtım ve içindekileri gösterdim. <em>&#8220;Sayın Doktor,  ben bir esrarkeşim.&#8221;</em></p>
<p style="text-align:justify;">Şaşırmıştı Kafka.</p>
<p style="text-align:justify;"><em>&#8220;Yepyeni kitaplar!&#8221;</em></p>
<p style="text-align:justify;">Çantamı onun yazı masasına boşalttım. Kafka hızla kitapları elinden geçirdi ardı ardına, sayfaları hızla çevirdi, oradan buradan bazı parçalar okudu ve kitapları bana geri verdi.</p>
<p style="text-align:justify;"><em>&#8220;Peki sen bunların hepsini okuyacak mısın?&#8221; </em></p>
<p style="text-align:justify;">Başımı salladım.</p>
<p style="text-align:justify;">Dudaklarını büzdü Kafka.</p>
<p style="text-align:justify;"><em>&#8220;Çok zaman harcıyorsun ıvır zıvırlara. Günümüz kitaplarının çoğu güncel yaşamımız üzerine gelip geçici eleştiriler. Ortadan çok çabuk kalkıyorlar. Daha çok eski kitaplar okumalısın. Eski eserleri -Goethe. Eskiler yaşamın en derin anlamını ortaya koyuyor -sürekliliği. Yeni olan şeyler,  en gelip geçici olan şeylerdir. Bugün güzeldir, yarınsa gelip geçici ve gülünçtür. Yazın böyledir.&#8221;</em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>&#8220;Peki ya şiir?&#8221;</em></p>
<p style="text-align:justify;"><em>&#8220;Şiir yaşamı değiştirir. Bazen daha da beterdir.&#8221;</em></p>
<p style="text-align:justify;">Kapı vuruldu. Babam içeri girdi.</p>
<p style="text-align:justify;"><em>&#8220;Oğlum ve mirasçısı, sizler baş belası mısınız?&#8221;</em></p>
<p style="text-align:justify;">Gülümsedi Kafka.<br />
<em><br />
&#8220;Yo hayır! Şeytanlardan ve cinlerden söz ediyoruz.&#8221;</em></p>
<p style="text-align:justify;">&#8212;</p>
<p style="text-align:justify;"><em>Kafka ile Söyleşiler &#8212; Gustav Janouch &#8211; İlya yay. s.35</em></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/calintilar.wordpress.com/136/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/calintilar.wordpress.com/136/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/calintilar.wordpress.com/136/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/calintilar.wordpress.com/136/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/calintilar.wordpress.com/136/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/calintilar.wordpress.com/136/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/calintilar.wordpress.com/136/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/calintilar.wordpress.com/136/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/calintilar.wordpress.com/136/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/calintilar.wordpress.com/136/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/calintilar.wordpress.com/136/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/calintilar.wordpress.com/136/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/calintilar.wordpress.com/136/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/calintilar.wordpress.com/136/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=136&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://calintilar.wordpress.com/2009/09/01/sayin-doktor-ben-bir-esarkesim-gustav-janouch/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/7c90213075d4f1af1fec557b16aff6fa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">harcialem</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir Sembolizm Düşmanı -3 [Andrey Tarkovski]</title>
		<link>http://calintilar.wordpress.com/2009/08/22/bir-sembolizm-dusmani-3-andrey-tarkovski/</link>
		<comments>http://calintilar.wordpress.com/2009/08/22/bir-sembolizm-dusmani-3-andrey-tarkovski/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 08:25:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Andrey Tarkovski]]></category>
		<category><![CDATA[İrena Brenza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktibas.dusunceler.org/?p=123</guid>
		<description><![CDATA[[....] Neden bir başkasının, özellikle de bir kadının bütün sevgisini istiyorsunuz, merak ediyorum. Neden kendinizi aşka adayıp yapması gereken her neyse yapmayı kadına bırakamıyorsunuz? Bu da mümkün olabilir tabii. Ben kimseden belli bir davranış göstermesini istemiyorum.  Ben yalnızca kadının, bütün manevi benliğini ifade edebilmesi için, içinde bulunduğumuz şu anda kendi dünyasında ısrar etmemesi gerektiğini düşünüyorum. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=123&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">
<p style="text-align:justify;">[....]</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Neden bir başkasının, özellikle de bir kadının bütün sevgisini istiyorsunuz, merak ediyorum. Neden kendinizi aşka adayıp yapması gereken her neyse yapmayı kadına bırakamıyorsunuz?</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Bu da mümkün olabilir tabii. Ben kimseden belli bir davranış göstermesini istemiyorum.  Ben yalnızca kadının, bütün manevi benliğini ifade edebilmesi için, içinde bulunduğumuz şu anda kendi dünyasında ısrar etmemesi gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>[..] Kadının bir kişilik olarak var olmayı bırakıp da yalnızca sizin üzerinizden yaşamasından ne bekliyorsunuz? Bu size neyi getiriyor?</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Onun iç dünyasını anlayabilir ve kendi dünyamı ona açabilirim. Kadın kendi dünyasında kalırsa birbirimizi hiç tanıyamayız.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>[...] Kadının sizin bahsettiğiniz gibi erkeğe kendini tümden adaması, kadın adına büyük tehlike taşıyor. Kadın, erkek üzerinden yaşamayı tercih ederse, eli boş kalma tehlikesiyle karşı karşıya. Bu eski, çok eski bir hikaye. Çok iyi bildiğim bir hikaye. Ben de aşk içinde eriyip gitmeye zaman zaman epeyce meyilli olurum.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şükürler olsun. Bununla gurur duyun. &#8216;Eriyip gitmeyi&#8217; kadından beklediğimi de düşünmeyin. Maalesef ben kendim, bu aşk duygusunu nadiren yaşıyorum. <span id="more-123"></span>Çok nadir oluyor, olduğunda da insan, kadın ya da erkek o kişiyi kıskanabilir ancak. Bundan bahsetmem, birinin kendisini adamasını beklediğim anlamına gelmiyor. Böyle şeyler istemek imkansızdır. Aşk kaba kuvvetle yürütülemez. Bu yüzden de benim bakış açımın kimseye bir zararı yok.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Aşk ya olur ya olmaz, öyle mi?</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Evet, ya olur ya olmaz. Olmazsa hiçbir şey olmaz ve insan yavaş yavaş ölür. Bu benim fikrim. Doğal olarak tarafların kendilerinin sorumlu olduğu, birbirlerinden daha da bağımsızlaştığı, bunun da birbirlerinden daha bir soğumaları, daha bir bencil olmaları anlamına geldiği ilişkiler de var. Belki böylesi daha kolaydır. Bu tür ilişkiler elbette o kadar tehlikeli değil, daha rahat. Ve feminizm düzeyinde bir yerde hareket ediyorlar. Bana göre feminizmin anlamı yalnızca kadınların sosyal haklarını garanti altına almak değil. Gerçi bugün kadının sosyal durumu, eskiden olduğu kadar ağır değil, birkaç yıl içinde de denge sağlanacak.</p>
<p style="text-align:justify;">Tuhaf, çok tuhaf, bundan bahseden kadınlar erkeklerle benzerlikleri üzerinden duruyor, kadın olarak emsalsizliklerini anlamıyorlar.  Bu beni hep hayrete düşürmüştür, çünkü kadının iç dünyası erkeğinkinden esasen çok farklıdır. Kadının, özel olması yüzünden erkekten bağımsız var olmayacağına inanıyorum. Erkekten bağımsız varolursa, doğal, organik değildir artık. Toplum içinde kesinlikle bir yer edinebilir; bir erkeğin işini yapabilir, ama bu onu kadın yapar mı? Hayır, asla.</p>
<p style="text-align:justify;">Bazı kadınlar bir erkeğin işini yaparak eşit olabileceklerini düşünüyorlar. Oysa kadının erkekle aynı hakları istemeye ihtiyacı yoktur. Kadın tümüyle erkekten farklıdır. Kadının bir emsalsizliği vardır, onda önemli bir şey, erkekte olmayan temel bir şey vardır. Kadınlar eşit haklar istiyorlar. Ne demek istediklerini anlıyorum; artık kendilerini feda etmek istemiyorlar. Her zaman bastırılmış olduklarını anladılar ve eşit haklara sahip olarak kendilerini özgürleştirebileceklerine inanıyorlar. Kadın ya da erkek herkesin, doğal olarak özgür olmak isterse özgür olduğunu anlamıyorlar. Hepimiz özgür insanlarız, ama özgür ülkede yaşıyor olabileceğimiz için değil. O önemli bir sebep değil. Antik Roma&#8217;nın duvarcısı, özgür bir insanın içinde olabilir. İnsan temelde özgürdür. Özgür değilse, bu onun, yalnızca onun hatasıdır. Nihayet sadede gelebildik.</p>
<p style="text-align:justify;">Kadınların dünya olaylarından büyük ölçüde dışlanmış olmaları gerçeğini inkar etmiyorum. Kuşkusuz bu bir haksızlık. Ama kamusal hayata tamamen entegre olursa kadına neler olacağını bilemiyorum henüz. Buna karşı olmadığımı, bunu desteklediğimi vurgulamak isterim, ama kendini orada bulamayacağı yönünde bir izlenimim var. Tatmin olmayacak.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Size katılıyorum. Erkek egemen değerler  hakim olduğu sürece, bu dünya bir kadın için zor olacak, kariyerinde erkek değerleriyle yarışmak zorunda olduğu sürece.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Yanılıyorsunuz. Bence parlak kariyeri olan bir kadın kadar sevimsiz bir şey olamaz. Erkek haklarım için korktuğumdan değil, bunu gayri tabii bir şey olarak gördüğüm için. Görmezden gelmesi gereken bir yolu tutan bir kadın modeli bu. Yalnızca erkeğe karşı beslediği yanıltıcı, rekabetçi bir duygu böyle yapmasına sebep oluyor. Peki, neden oluyor bu? Kadın, erkek gibi mi olmak istiyor? Erkeğe, onunkine benzer becerilere sahip olduğunu mu göstermek istiyor? Bir kadının bir erkeğin işini yapabileceğine hiç kuşkum yok. Burada, İngiltere&#8217;de bir kadın, mücadelelerle dolu bir yoldan geçerek, büyük bir siyasal kariyere sahip oldu. [...] Bir kadının bir erkeğin işini yapabilmesi özel bir şey değil. Elbette ki yapabilir. Ama bu bir şey kanıtlamıyor.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>İnsan M. Thatcher&#8217;ı anlayabiliyor. Bir kadının erkek alanında erkek değerlerini benimsemesi şaşırtıcı bir durum değil. Yapabileceği başka bir şey yok. Başka bir seçeneği yok. Sizin ifadenizde beni rahatsız eden şey, kadının gerçek doğası diye bir şey varsaymanız. Kadınlar asırlardır erkek egemen bir dünyada yaşadıklarından, kadın doğasının ne olduğunun, kadınların kadın değerleriyle nasıl bir dünya yaratabileceklerini kestirmek zor.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Afedersiniz, sizin adınız ne?</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>İrena.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Dinleyin beni, İrena, siz kadın doğanızdan memnun olmadığınızı söylüyorsunuz.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Hayır, beni yanlış anladınız.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Ama hep var olmuş olan, yaratılmış olandan daha farklı bir kadın-erkek ilişkisi olamaz. Çünkü dünyamız iki cinsiyetli, ister beğenin, ister beğenmeyin. Belki başka bir gezegende tek ya da beş cinsiyetli bir dünya vardır, hayatın devamını sağlamak için bu tür bir gruplaşma gerekiyordur. Belki orada fiziksel ve manevi aşk için beş cinsiyet gereklidir. Ama yaşadığımız dünyada iki cinsiyet gerekli. Bir sebepten bunu hep unutuyoruz. Haklardan, koşullardan, bağımlılıktan bahsediyoruz. Bir kadının kadın olduğu, bir erkeğin erkek olduğu gerçeğinden hiç bahsetmiyoruz. Tek itirazınız bunu sevmediğiniz olabilir.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>[....] Bence kadınlık bir başka kişiye bağımlı olmakta yatmıyor, bu yüzden de filmlerinizdeki kadın kahramanlarda kendimi bulamıyorum. Bütün o kadınlar erkek gezegeninin etrafında dönen uydular, bir iç dinamizme sahip olmaları bir nebze olsun mümkün değil.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Tuhaf. Moskova&#8217;da kadınlardan birçok mektup almıştım, Ayna adlı filmimde, kimsenin erişemeyeğini, kimsenin göremeyeceğini düşündükleri dünyalarını açıp oraya sızmayı başardığımı söylüyorlardı. Belki sizin farklı bir kişilik yapısınız var. Belki kendinizden talepleriniz farklı. Belli ki, Ayna&#8217;daki anne gibi değilsiniz. Ayna annem hakkındadır. Kurgu değildir, gerçeğe dayanmaktadır. İçinde kurgusal bir tek bölüm bile yoktur. Belki haklısınız, belki de kendinizi orada göremiyorsunuz.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Temel insanlık durumu ve sizin buna yaklaşımınız, özellikle Stalker ve Solaris&#8217;te beni çok etkiledi. İşte bu yüzden buradayım. Solaris&#8217;te aşkı resmetme biçiminiz muhteşemdi, incelikliydi. Ama aşk Hari&#8217;nin tek gücü ve aynı zamanda onun Aşil topuğu. Sadece aşkı var.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Yani, siz bir Aşil toğuğu istemiyorsunuz. İncitilmez olmak istiyorsunuz.</p>
<p style="text-align:justify;">[...] Kadınlar erkeği hiçbir zaman erkekçe fethedemezler. Kadın bütün sevgisini ortaya koymazsa, erkek-kadın ilişkileri farklı olur.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Evet, farklı olur; farklı olması gerekir. Asırlardır başkaları için yaşamaya yönlendirilmiş, asla kendisi için yaşamamış, başkaları için her zaman kullanıldıktan sonra atılabilir bir kadın olduğunuzu düşünün bir. O yükü hissedebiliyor musunuz?</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Bunun bir erkek açısından daha mı kolay olduğunu düşünüyorsunuz?</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Değil tabii. İşlerin şimdiki hali, her iki taraf için de zor.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Erkek olmak, kadın olmak kadar zor. Bahsettiğiniz ısdırabın kaynağında başka bir şey var aslında. İnsanın manevi düzeyinin çok düşük olduğu bir toplumda yaşıyoruz. Bugün yatıp uyduğumuzda, ertesi gün kalkamayabileceğimizi biliyoruz. Çılgının biri düğmeye basarsa eğer, bu gezegen üzerinde hayatı silmek için üç bomba yeterli olacaktır. Bunun bilincinde olmadığımız söylenmez, ama sürekli unutuyoruz. Manevi ilgilerimiz o derece maddiyatın kölesi olmuş ki, asla gündeme gelmemesi gereken meselelerle uğraşmamız gerekiyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Toplumsal sorunların gelişmesi, bizim çılgın maneviyat karşıtlığımızın bir sonucu. Manen ergin bir kadın, erkekle ilişkisinde köleleştirildiğini ya da aşağılandığınız hiç düşünmeyecektir. Manen ergin bir adam da bir kadından bir şey istediğini hiç düşünmeyecektir. Yalnızca siz, argümanınızın gücüyle beni bu tür cevaplara getirdiniz. Bu tür meselelerden konuşmak bize yabancı olmalı.</p>
<p style="text-align:justify;">Bunlar hakkında konuşuyor olmamız bir şeylerin yolunda gitmediğini gösteriyor. Sorun doğal bir şey olmalı. Fakat kazanılmış ya da kazanılacak kadın hakları, kadınların kendi kendilerini onaylamalarını sağlamayacak. Tam tersine, bundan sonra aşağılanmayı hissedecek. &#8216;Neden&#8217; diye soracak kendine, &#8216;erkekten  çok farklı bir insan olarak, bir erkeğin hayatını yaşıyorum?&#8217; Bu sorunlar maneviyattan yoksun oluşumuzun işaretleri.</p>
<p style="text-align:justify;">Hayret verici kadınlar, manen hayret verici kadınlar tanıdım. Bu kadınlar kendilerini bu tür sorunlarla sıkmıyorlar, ama öyle bir iç zenginlik, manevi büyüklük, öyle bir moral gücü gösteriyorlar ki, erkeklerin dizlerine kapanması, bundan utanç değil, onur duyması gerekir.</p>
<p style="text-align:justify;">Bakın, işte asıl mesele burada. İlişkilerimizi açıklamaya başladığımızda, çoktan kötü yola girmiş oluyoruz. Buna özlem duymak hoşnutsuzluğumuzun bir belirtisi, adalet arayışı değil. Hoşnutsuzluk ve adalet arayışı da iki farklı kategori, gördüğüm kadarı ile kadınlar bugün korkunç durumdalar. Gerçekten seven bir kadın böyle sorular sormaz. Bunlarla ilgilenmez. [...]</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Dünyaya egemen olan erkek değerlerinden bahsediyoruz. Kadın değerlerinin güçlü bir etkisinin olduğu bir toplumda  işler böyle kıyametvari bir tehdide varmayabilirdi. Bugün bir kadının Kıyamet&#8217;i bilip de, kendini bundan sorumlu ve bununla yakından ilgili hissetmeyip onun yerine kendini tam bir aşk içinde tek bir adam için, hâlâ aşkıyla sımsıcak olan bu adamın gezegeni mahvedeceği düşüncesiyle feda edebileceğini nasıl oluyor da tasavvur edebiliyorsunuz?</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Şok edici, şok edici. Ne demek istediğinizi anlıyorum. Ama hayretten ağzım açık kaldı, İrena, bir erkeğin aynı hislerle, aynı kaygılarla dertlenmediğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Bu gezegene erkeğin hükmettiğine inanıyorsanız, yanılıyorsunuz.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Kim hükmediyor peki?</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">O.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Nerede O?</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">(Yukarıyı işaret eder.) Anlıyor musun? Olayları tartışıyoruz, sebepleri değil. En önemli şeyden bahsediyoruz. İnsan, varoluşunun sebebini bilmeden yaşıyorsa, bu dünyaya hangi sebepten geldiğini, neden bir süre yaşamak zorunda olduğunu bilmeden yaşıyorsa, o zaman dünyanın bugün içinde olduğu hale gelmesi gerekirdi. Aydınlanmadan bu yana, insan, görmezden gelmesi gereken şeylerle uğraşıyor. Maddi şeylere doğru dönmeye başladı. Bilgi açlığı insanı ele geçirdi. Kadınlar erkekler kadar bilgiye aç değildir. Şükürler olsun.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Kadınların başka tür algılara duyarlılığı olabilir.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Evet, kesinlikle. Demek bunu anlamışsınız. Peki sonra ne oldu? İnsan körmüş gibi kendi kendisinin etrafında dönmeye başladı. Elleri dışında dünyayı algılamasına yarayacak bir organı kalmamıştı. Bu dünyaya dair o kadar çok şey algıladık ki, bunun mutluluk ve uyuma varmak için yeterli olacağı düşünülebilir. Ama hayır, tam tersine, &#8216;dünya hakkında ne kadar çok şey bilirsek&#8217;, aslında atalarımızdan o kadar daha az biliyoruz, açıklığı daha fazla yakalamış uzmanlar bunu görüyorlar. Karıştırma kabiliyetimiz var. Körsünüz diyelim, soğuk bir radyatöre dokunduğunuzda, etrafınızdaki dünyanın da soğuk olduğunu düşünürsünüz, kaloriferler yanıyorsa da tam tersini, etrafınızdaki dünyanın sıcak olduğunu. Orası önemli değil, ama bu anlayışın gerçek dünyayla bir ilgisi yoktur; yalnızca dokunma duyusunu ifade eder. Dünyayı algılamamızın kaloriferlerin yanıyor olup olmamasına bağlı olması zavalıca. Dünya hakkında çok şey bildiğimize karar verdik. Oysa hiçbir şey bilmiyoruz. Dünyanın küçük bir kısmına dair  belli belirsiz bir kavrayışa sahibiz, ama o da bize genel tabloyu vermiyor, çünkü dünya sonsuz.</p>
<p style="text-align:justify;">Bence insanın varoluşunun pathosu, anlamakta yatmıyor; o insanın entelektüel bir görevi, ama asıl işi değil. İnsanın sorunu, hayatın anlamının bilgisine sahip olarak yaşamak. Dünyayı pragmatik, kâra dönük, avantaj arayan taraftan algılamamız ne kadar ilginç. Durmadan protez üretiyoruz. Bütün teknolojiler buna dayanıyor. Uçakları icat ettik, çünkü at sırtında gitmekten yorulduk. Hayatlarımızı daha hızlı hareket ederek zenginleştirmeyi düşünüyoruz. Bu, çıplak gözle bile görülebilen temel bir hata. [..]</p>
<p style="text-align:justify;">Bilimci amacının keşif yapmak olduğuna inanıyor. Bu hakikatle ilgili pragmatik bir yaklaşım. Sanatçı sanat eseri üretmek için yaşıyor.  Herkesin hayatındaki amacı yakalayıp onu yaşaması gerekirken, herkes belli görevlerle yaşıyor, herkes eşitsizliği hissediyor, herkes öbürünü kıskanıyor. Bu zeminde herkes haklı ve eşit haklara sahip; sanatçılar, işçiler, rahipler, çiftçiler, çocuklar, köpekler, erkekler ve kadınlar. Hayatın bu anlamı içimizde gizli kalırsa tökezlemeye başlarız ve hayatın anlamını anlamış olsak ortaya çıkmayacak sorunlar icat ederiz. Bu benim bakışım. En baştan alacak olursak, her şey yerinde kalır. Uygarlığımızın krizi bir orantısızlıktan kaynaklanmıştır. İki kavram arasında uyumsuzluk var; maddi gelişme kavramıyla manevi gelişme kavramı arasında.</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Bu Platon&#8217;la başlamıştı.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Hayır, çok daha önce. İnsan kendini doğaya ve diğer insanlara karşı korumaya başladığında başladı. Toplumumuz bu kırık fay üzerine gelişti. İnsanlar sevgiyle, dostlukla, manevi bir temas ihtiyacı ile değil,  yarar sağlama itkisiyle birbirleri ile ilişki kuruyorlar. Ayakta kalmak için, doğal olarak. Ama ben insan her durumda ayakta kalabilirdi diye düşünüyorum, çünkü insan, hayvan değil. İnsanın doğayla uyum içinde yaşadığı ve hayret verici şeyler yarattığı örnekler biliyoruz. Örneğin Sanskrit dilinde belgelenmiş o Doğu kültürleri, maddi dünya ile manevi dünya arasında bir denge kurmayı başarabilmişlerdir. Hâlâ bu kültürlerin izlerini taşıyoruz, bize uygarlığın bir zamanlar farklı, gerçeğe daha yakın bir yol aldığını anlatıyorlar. Bu uygarlıkların neden silinip gittiği sorulabilir. Öyle görünüyor ki başka kültürler onlara paralel gelişti, birbirlerine karşı birtakım düşmanca duygular beslemeye başladılar ve bu uygarlıklar kendi kavramlarını geliştirme imkanı bulamadılar. Yine de bunun tam sebepleri bilinmiyor.</p>
<p style="text-align:justify;">Her halukarda insanın bu dünyaya manen yükselmek amacıyla geldiğini, kötülük dediğimiz şeyi yenmek, kaynağı egotizmde yatan kötülüğü yenmek için geldiğini anlaması lazım.  Egotizm, insanın kendi kendisini sevmesinin, sevgi kavramına dair hatalı bir kavrayışı olmasının bir semptomudur. Her şeyin deforma olmasınn kaynağı budur. Bilimimizin budalalığı, hataları ve yıkıcı sonuçları, kadınların doğru zamanlarda iktidarı almamalarının değil, insanın manen yüksek seviyeye çıkamamış olmasının sonucudur. İnsanlık manevi değerler doğrultusunda ilerleseydi, bir enerji kaynağı değil manevi bir kaynak arayışına girseydi, o zaman bu konuştuğumuz hiçbir şey gündemimizde olmayacaktı. O zaman insan manevi bir sürecin denetiminde uyum içinde gelişecekti. Manevi sürecin entelektüel süreç gibi böyle bir tek taraflılık yaratabileceğini sanmıyorum.  Maneviyat, uyum kavramını içerir zaten. Ne kadar haklı olursanız olsun, başka her şey ikincil önemdedir. Filmlerimde kendinizi göremiyorsanız bu benim yanlış olduğumu kanıtlamaz. Ben resmetmek istediğim kadınlar hakkındaki gerçeği söyledim. Siz beğenmeyebilirsiniz. Yoksa kadınları toplumsal gerçekçi bir anlamda mı resmetmemi izterdiniz?</p>
<p style="text-align:justify;"><strong><em>Bana karşı önyargılısınız.</em></strong></p>
<p style="text-align:justify;">Yo, yanılıyorsunuz, siz benim hakkımda önyargılısınız. Bence birlikte yaşadığınız erkeğe &#8216;neden bu kadar aptalsın?&#8217; diye sormalısınız. Sorunun böyle sorulması gerekir.</p>
<p style="text-align:justify;">[....]</p>
<p style="text-align:justify;">[Bitti]</p>
<p style="text-align:justify;">&#8212;</p>
<p style="text-align:justify;"><em>Şiirsel Sinema &#8211; Andrey Tarkovski &#8211; Derleyen: John Gianvito &#8211; Agora Kitaplığı &#8211; S.135-140  [Söyleşiyi yapan: İrena Brenza - 1984 - TİP. ]</em></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/calintilar.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/calintilar.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/calintilar.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/calintilar.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/calintilar.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/calintilar.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/calintilar.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/calintilar.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/calintilar.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/calintilar.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/calintilar.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/calintilar.wordpress.com/123/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/calintilar.wordpress.com/123/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/calintilar.wordpress.com/123/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=123&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://calintilar.wordpress.com/2009/08/22/bir-sembolizm-dusmani-3-andrey-tarkovski/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/7c90213075d4f1af1fec557b16aff6fa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">harcialem</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>California Yüksek Mahkeme Reisi [Sevan Nişanyan]</title>
		<link>http://calintilar.wordpress.com/2009/08/04/california-yuksek-mahkeme-reisi-sevan-nisanyan/</link>
		<comments>http://calintilar.wordpress.com/2009/08/04/california-yuksek-mahkeme-reisi-sevan-nisanyan/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Aug 2009 09:32:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Suat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[Sevan Nişanyan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktibas.dusunceler.org/?p=116</guid>
		<description><![CDATA[Geçen senenin Mayıs’ı olmalı. Asaf Savaş gelmiş, bizim otelin lokantasında başbaşa yemek yiyoruz, bir yandan harıl harıl siyaset konuşuyoruz. Yan masadan bir Amerikalı kalktı, geldi. “Hararetli bir konuya benziyor, ben de katılabilir miyim?” dedi. Efendiden bir zat, belli. Buyurun dedik. İlk kez Türkiye’ye gelmiş. Ama gelmeden bir sürü kitap okumuş, haberleri izlemiş. En çok Anayasa [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=116&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify;">Geçen senenin Mayıs’ı olmalı. Asaf Savaş gelmiş, bizim otelin lokantasında başbaşa yemek yiyoruz, bir yandan harıl harıl siyaset konuşuyoruz. Yan masadan bir Amerikalı kalktı, geldi. “Hararetli bir konuya benziyor, ben de katılabilir miyim?” dedi. <strong>Efendiden bir zat</strong>, belli. Buyurun dedik.</p>
<p style="text-align:justify;">İlk kez Türkiye’ye gelmiş. Ama gelmeden bir sürü kitap okumuş, haberleri izlemiş. En çok Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararı ilgisini çekmiş. “Belli ki siyasi bir zorunluk yüzünden hukuku esnetmek zorunda kaldılar,” dedi. Erdoğan hükümeti hakkında olumlu yazılar okumuş, liberal İslami parti fikrini prensipte ilginç buluyormuş. Ama kabul edemeyeceği şey tesettür imiş. Kendisi Yahudiymiş ama dindar değilmiş. Spinoza’ya hayranmış. “Ahlakın temeli özgürlüktür” dedi, acaba anlar mıyız diye çekinerek. “<strong>Tesettürle özgürlüğü nasıl bağdaştırabilirsin?</strong> ”<span id="more-116"></span></p>
<p style="text-align:justify;">Asaf  sosyolojik argümanla girdi. Eskiden kamusal alandan dışlanan muhafazakâr aile kızlarının, türban sayesinde modern hayata adım atma imkânı bulduklarını, bunun bir tür korunma mekanizması olduğunu anlattı, Nilüfer’in kitaplarına da değinerek. Amerikalı duraladı. İşin bu yönünü hiç düşünmemiş.</p>
<p style="text-align:justify;">Ben özgürlük konusunu deştim, maksat muhabbet olsun. “Türban mı özgürlüğü daha çok kısıtlar, bikini mi?” sorusunu ortaya attım. İlk isyanlar geçtikten sonra, kadının cinselliğini ilgi odağı yapan bir giysinin ne anlamda özgürleştirici olduğunu konuşmaya başladık. Spinoza ne derdi acaba? Bikini ile türban arasında seçim yapmaya zorlansa hangisini seçerdi? Biraz daha debelendi, sonra hak verdi. Tuş. Sonra 17. yüzyılın Hollanda kadın giyimlerinden, Vermeer ve Rembrandt’ın resimlerinden sohbet açıldı. Evet, bütün kadınlar başörtülüymüş. Madem burada erkek erkeğeyiz hadi itiraf edelim dedik, kadehleri bikiniye kaldırdık.</p>
<p style="text-align:justify;">Hukukçu olduğunu baştan söylemişti. Tam ne iş yaparsın dedik. Yargıçmış. Çıkardı kartını verdi: Kaliforniya Eyalet Yüksek Mahkemesi Başkanı filanca. <strong>Bizdeki Yargıtayla Anayasa Mahkemesinin toplamı gibi bir şey.</strong></p>
<p style="text-align:justify;">Ertesi sabah kahvaltıda karısını gördüm. “Kocama ne yaptınız, sabahın ikisinde geldi bana bir saat başörtüsü anlattı,” dedi gülerek.</p>
<p style="text-align:justify;">Daha sonra Kaliforniya yüksek yargı çevrelerinden iki-üç konuğumuz daha oldu. Hepsini bizimki göndermiş, anlata anlata bitirememiş.</p>
<p style="text-align:justify;">&#8212;</p>
<p style="text-align:justify;"><em>Agos Gazetesi 06.06.2008 &#8211; [Via: Mail grubu. Gön: Nurhayat Kızılkan]</em></p>
<p style="text-align:justify;"><a href="http://www.facebook.com/photo.php?pid=3644178&amp;op=1&amp;view=all&amp;subj=108680165674&amp;aid=-1&amp;auser=0&amp;oid=108680165674&amp;id=35072121054" target="_blank"><img alt="" /></a></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/calintilar.wordpress.com/116/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/calintilar.wordpress.com/116/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/calintilar.wordpress.com/116/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/calintilar.wordpress.com/116/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/calintilar.wordpress.com/116/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/calintilar.wordpress.com/116/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/calintilar.wordpress.com/116/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/calintilar.wordpress.com/116/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/calintilar.wordpress.com/116/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/calintilar.wordpress.com/116/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/calintilar.wordpress.com/116/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/calintilar.wordpress.com/116/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/calintilar.wordpress.com/116/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/calintilar.wordpress.com/116/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=calintilar.wordpress.com&amp;blog=11358295&amp;post=116&amp;subd=calintilar&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://calintilar.wordpress.com/2009/08/04/california-yuksek-mahkeme-reisi-sevan-nisanyan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/7c90213075d4f1af1fec557b16aff6fa?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">harcialem</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
